Bir Sevgi Hikayesi-Annem Cahide
(Cahide; çok emek veren, çok çalışan)
-Anneciğim, ağlıyor musun?
-Yok oğlum, sadece gözüme hasret kaçtı!
Annem. Cahide. Hiç ağlamazdı. Burnunda cemreli benekler olurdu, gözleri nemlenirdi, ama o nem, gözlerinden yanaklarına asla yaş olup akmazdı. Sadece, gözüne hasret kaçardı ve benim çocuk aklım, buna inanıverirdi.
Babam. Dinçer. Eve erken gelen babalardandı. İkindi vakti, yalpalaya yalpalaya, bacaklarının arası ıslak. Ben, bütün babalar böyle kokar sanırdım. Annem hiç ses çıkarmaz, yavaşça koluna girer, banyoya götürür, üstünü değiştirir ve yatırırdı. Sonra bana döner;
-Oğlum, sen babanla kal, derslerini yap, ben dükkâna geçiyorum, gelen giden olur.
Cahide, en çok içen adamdan korkarmış ama insan hep korkularını yaşarmış ya kimseyi beğenmeyip geç evlendiği hâlde, annemin kaderine içen bir koca yazılmış. Babam Dinçer, ismi gibi değil, kendi de kökleri de zayıf bir adam. Kapılmış bir kere şişelerin içindekilerin verdiği yalancı zevklere. Ama anneme de kapılmış. Annemi ikna edene kadar, tam yirmi bir kere evlilik teklif etmiş. Annemin kara gözlerine aşkla bakarak “Prensesim” derdi. Öylesine büyük bir aşk yani.
Ben mi? İsmim Mert. Annem ismimi koyarken isminin hakkını versin. Yüreği sağlam, mert bir çocuk olsun bana yeter, diye dilemiş. Annem Cahide, kendisi ismini dolu dolu taşıyan bir kadın. Emek veren, çok çalışan ve sabırlı. Babamın içkiye bağımlı olduğunu anladığında “beni seviyor ya” düzelir, diye düşünmüş. Onu bu tutkusundan vazgeçirmek için bildiği, duyduğu her yolu denemiş. Hatta bir gün canına tak demiş. Demiş ve almış beni, baba evine gitmiş. İlk günler misafirlik güzelmiş, ta ki ben biraz yaramazlık yaptığımda, dedem;
-Ne olacak, içkici adamın oğlu, diyene kadar. Annem. Cahide. Hiç ses çıkarmamış ama o gece sabaha dek uyumamış, derin, çok derin düşünmüş. Sabah erkenden babama telefon etmiş, tek cümle;
-Dinçer, gel bizi al!
Babam. Dinçer. İlk otobüse atlayıp gelmiş. Gelirken de annemin çok sevdiği acıbadem kurabiyelerinden getirmiş. Sözler vermiş, artık içmeyecekmiş. İçmemiş de ama sadece bir ay.
Annem. Cahide. O günden sonra terzi oldu. Bana, kendine, komşulara, hatta babama kıyafetler dikti. Öğretmen oldu, derslerime yardım etti. Kadın oldu, evde yemekler yaptı, evine, çocuklarına ve de kocasına baktı. Ahşap evimizin altındaki küçük bakkaliye dükkânımızda çalıştı, kazandıklarını biriktirdi, evin ekonomisti oldu. Hastalandığımda doktor olurdu. Sırtıma tentürdiyot sürer, alnıma ıslak tülbentler kor, başımdan hiç ayrılmazdı. Yaramazlık yaptığımda da polis olurdu ama. O çalı süpürgesini eline alıp ateş gibi gözlerle bir bakardı ki! Ama sadece gösterirdi, o süpürgeyi. Bildiği şiddet bu kadardı. Koynunda yattığım yaşlarda, masalcı teyze olurdu. Çok güzel duaları vardı. Çocukların koruyucu melekleri varmış. Ama melek deyince hep annemin yüzü gelirdi benim gözümün önüne.
Cesur kadındı annem. Niye “erkek gibi” derler, bilemedim. Benim annem kadın gibi cesurdu. Bunca işin arasında enstitüye yazıldı, biraz uzun zaman alsa da diploma aldı. O gün annemi görmeliydiniz. Yine gözlerine hasret kaçmıştı ama bir farkla, başı dik ve dudaklarında bir gülümseme vardı. Her bir yönünü keşfettiğimde daha da çok sevdim annemi ve bütün kadınları. Ha, bir de benim mezuniyetimde gözlerine hasret kaçtı ama bu kez babamın da gözleri aynıydı. İşte o zaman annemin gizliden elini öptüğünü gördüm ve o hasret bana da bulaşıverdi.
Evimizden misafir eksik olmazdı. Babamın akrabaları, annemi çok severdi. Hele bayramlarda, annem kendi diktiği o yeşil dallı elbisesini giyer, su gibi olurdu. Dünyanın en güzel kadınıydı annem. Gözünün altında siyah bir ben vardı. Kucağında olduğum yaşlarda o beni okşayarak uyurdum, çünkü annem ona “ben” demişti.
Biliyor musunuz, ben hep kadın olmak istedim. Yok, aklınıza gelen anlamda değil. Dışı değil, içi gibi kadın. Keşke her erkeğin içinde kadınların içinden bir şeyler olsa da dünya şimdiden bir cennet olsa! Çünkü benim annem bir cennetti.
Artık çocuk değilim ama annem sayesinde içimde hep bir çocuk ve hep bir kadın var. Kızımın adını Cahide koyacaktım ama annem istemedi. Eşimle beraber sözleşip ismini Saadet koydular. Eşimin ismi mi? Sevil. Annemle kahve içip dertleşmeyi çok seviyor. Babam, Saadet’le her gün parka gidiyor. Erkek torunu olunca adını Dinçer koyacağını söylediğinde annem öyle bir baktı ki! Yaşasın içimizdeki bütün kadınlar! Yaşasın anneler!
Annelerin her günü kutlu olsun.