Göz Kamaştıran Yerdeyim

Sanki tek bir nokta eklesek fazla olacakmış, tek bir nokta çıkarsak eksik kalacakmış gibi yapılan yerdeyim...

Saatlerin dokuzu beş geçe durduğu, sirenlerin çalınıp bayrakların yarıya indirildiği, milletin dualarla saygı duruşunda bulunduğu, yerdeyim...

Siyah önlüğüm, beyaz dantel yakam, saçımda kurdelem; mermer sütunların dantel gibi işlendiği devasa kapıların önümde açıldığında, kendimi harikalar dünyasında hissettiğim yerdeyim...

Ellerimde çocuklarımın elleri, adım adım saraya giden yol boyunca sütunların üzerindeki mermerden oyulmuş onlarca fıstıklı kozalakları saydığımız yerdeyim...

Saçlarıma karların yağdığı, yüzüme yaşamışlığımın çizgilerinin belirginleştiği bugün, gökyüzündeki maviliği yararcasına bulutlara tutunurcasına büyüyen; asırlık çam ağaçlarının, ıhlamurların, gürgenlerin, manolyaların köklerini derinlere saldığı yerdeyim...

Yıllar sonra inşallah torunlarım beni tekrar getirdiğinde; saltanat kapısı önünde çakı gibi askerlerin, tüylerimizi diken diken eden duygularımızı kabartıp gözlerimizi yaşartan, nöbet değişimi seremonisinin gönülden yapıldığı yerdeyim...

Göz kamaştıran eşsiz güzellikteki saat kulesinin, boğazın derin sularının, yorulmadan çıktığınız aşınmış merdivenlerin, hayranlıkla gezdiğiniz bahçenin, ihtişamın olduğu yerdeyim...

Süs havuzlarında balıkların çıkardığı baloncuklar üzerinde kuğularla, nilüferlerin dans ettiği, küçük kuşların karayemişle beslendiği, tavus kuşlarının renklerinin ahengini kendilerini titreterek izleyenlere gösterdiği, görebileceğimiz en güzel çiçeklerin olduğu yerdeyim...

Sanki billur sesli mevlithanların seslerinin hâlâ her yerde yankılandığı, ahşap piyano eşliğinde meşklerin edildiği, türkülerin söylendiği, zeybeklerin, harman dalının oynandığı, resmi bayramlarda salon danslarının yapıldığı yerdeyim...

Ustaların sanatlarını gösterirken yarıştığı; sedef kakmalı masaların, paravanların, büfelerin, sandalyelerin...

Altın varaklı büyük boy aynaların, şahane kristal avizelerin, tırabzanların, uyumlu ferforjelerin, cam vitrayların, mahremiyeti saklayan hepsinin birbirinden farklı porselen kulpları olan görkemli kapıların olduğu yerdeyim...

Paha biçilmez kitapların, objelerin, savaşlarda kullanılan silahların, faytonu görebileceğiniz yerdeyim...

Perdelerin, döşemelerin o dönemde yerli malı olduğu, değil basmaya, bakmaya kıyamayacağınız el dokuma Hereke halılarının, bunları çivi çakmadan hangi maharetli eller döşemiş diyeceğiniz parkelerin olduğu yerdeyim...

Süsleme sanatının doruk noktası olan tavan süslemelerinin altın varakla sanki insanları büyülemek amacıyla yapıldığı; gök kubbenin, yer kubbenin önünüze serildiği yerdeyim...

Saray hanımlarının esvap odasında alışveriş yaptığı, altın sırmalarla işlenip incilerle bezendiği, kadifelerden, ipeklerden işin erbabı terzilerin diktiği bindallıların, kaftanların, şalvarların, şık elbiselerin, örtülerin sergilendiği yerdeyim...

Padişahların çocuklarının ilk mürüvvetlerini gördükleri, gökyüzü mavisiyle boyanan tavanın, mine çiçeğinin mavisinden kaplanan koltuğun, çivit mavisi halının, buz mavisiyle boyanmış duvarların, deniz mavisiyle yapılmış duvar tablosunun, toz mavisinden ipek çarşafların serildiği, kraliyet mavisiyle kenarına ibrişimle yapılan iğne oyalı cibinliğin, gece mavisiyle elmas gibi işlenmiş çini sobanın borularının dahi berrak mavi motifli olduğu, mavinin her atonunun kullanıldığı mavi sünnet odasının olduğu yerdeyim...

Dünyanın her yerinden gelen devlet adamlarının misafirlerin toplantılar yapıp ağırlandığı, kolalı beyaz keten masa örtüleri üzerinde, gümüş ayaklı şamdanlar, zarif yemek takımlarıyla şölen sofralarının kurulduğu yerdeyim...

Sarayın içerisindeki Resim Müzesi’ni loş avize ışıklarında gezerken;

Sanki güllerin kokusunu duyacakmışsınız,

Denizin dalgası sizi ıslatacakmış,

Güneş kavuracak, karlar, yağmurlar üzerinize yağacakmış gibi

Kızkulesi’nin her tuğlasını sayabilirmiş,

Göksu Deresi’nde kayıkla sefa yapabilirmişsiniz,

Üsküdar’daki çeşmelerden kana kana su içebilirmişsiniz,

Sadaka taşındaki akçeleri sayabilir,

Ezan sesi duysanız, Ayasofya’da camiye girebilirmişsiniz gibi...

Anne, çocuk sevgisini anlatan tabloda annenin çocuğuna duyduğu sevgiyi gözlerinden anlayabilir, şefkatli elini hissedebilirmişsiniz gibi…

Şahlanan at sizi üzerinden atacakmış, ormanda kaybolmuşsunuz, aslanlar geyikler önünüze çıkmış, padişahlarla ava çıkmışsınız ve yahut savaş alanındaymışsınız gibi...

Portreleri seyrederken odaların hangi tarafına geçseniz, hangi tarafından baksanız gözleriyle sizi takip ediyormuş, sizi tanıyorlarmış gibi...

Bu günün gelişmiş fotoğraf makinalarının, kameraların çekemeyeceği incelikte yapılmış tabloları keyifle seyredeceğiniz yerdeyim...

Bir kere ziyaret ettim gördüm, diyebileceğiniz yer değil burası, her seferinde bunu fark etmemiştim, bunu gözden kaçırmışım diyeceğiniz, şaşkınlıkla defalarca gezebileceğiniz yerdeyim...

Harf Devrimi’nin çalışmalarının başladığı, anneme, bana, kızıma seçme seçilme hakkının onaylandığı;

Ülkesine, Milletine Adanmış Ömrün Bittiği Yerdeyim...

Ben, Dolmabahçe Sarayı’ndayım...

 

     


İlginizi Çekebilir

Yolculuk

Banu YILMAZ

Yarım Yamalak

Selvi GÜLBAHAR