O Gün

Abim İrfan VARDAN'ın Anısına

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk ili, taş kömürü diyarı, namı diğer "Kara elmas" garından bir tren kalkmak üzereydi. Trene doğru, uzun boylu, esmer, dalgalı kısa saçlı bir genç kız ile ondan yaklaşık on yaş büyük bir genç adam öyle bir koşuyorlardı ki belki de dört yüz metrede Türkiye rekoru kırdılar, farkında değillerdi. Nefes nefese atladıkları anda tren hareket etti. "Gel aabi!" dedi kız, "Şu vagonda yer var.”

Oturdular, nefeslerini vagondaki bütün yolcular duyuyordu. Kalp atışlarının normale dönmesi yaklaşık beş dakika sürdü sonra ikisi birden gülmeye başladılar "İyi koştuk ama!" dedi ağabey...

Tren, 3 Nisan 1937’de M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla dönemin başbakanı İsmet İnönü tarafından temelleri atılan, Türkiye'nin ilk ağır sanayi fabrikası olan Kardemir’e ev sahipliği yapan ilçeye doğru yola çıktı. Bindikleri andan beri onları izleyen, orta yaşlı takım elbiseli bir adam, "Bayram için, memlekete gidiyorsunuz sanırım, nerelisiniz? " dedi. Çünkü iki gün sonra Kurban Bayramı’ydı. "Hayır!" dedi ağabey, "Kayıt için gidiyoruz, kardeşim Eğitim Enstitüsünü kazandı."

Adamın yüzü aydınlandı, "Öylemi, ben de öğretmenim. Tebrik ederim kızım!" dedi. "Neden bu kadar koşturdunuz?" diye devam etti. Ağabey, "Hocam, yarın kayıt için son gün, sağlık raporu tam teşekküllü hastaneden istendiği için buraya geldik ve bugün alabildik, yine de Asabiye ve Kulak Burun Boğaz eksik, doktorlar gitmiş. Onları yarın özelden tamamlayıp kayıt yaptıracağız." dedi. "Hadi bakalım, işiniz rast gitsin, öğretmenlik en yüce mesleklerden biridir."

İki saat süren tren yolculuğundan sonra, minibüse bindiler ve iki saatte, kara yolu yolculuğundan sonra vardılar. Gece olmuştu, bir otel buldular. Sabah erkenden kalktılar ve önce Asabiye muayenehanesi bulup sıraya girdiler. Beklerken genç kızın aklına "Öğretmen olmak için rapor alırken ellere bakıyorlarmış, titriyor mu?" sözü geldi. Ellerini açıp bakmaya başladı, yanında hastası olan orta yaşlı bir kadın da genç kıza bakarak "Neyin var kızım?" dedi. Yetişemeyeceklerinden korkan ve stres içinde olan genç kız kahkaha attı. Kadın "Geçer kızım, geçer." dedi ve yavaşça uzaklaştı. Tam o anda da sırası geldi ve içeri çağırdılar. Gülerek içeri girdi, ağabeyi doktora durumu anlattı, rapor için geldiklerini söyledi. Kız hâlâ gülüyordu. Doktor, kızı sandalyeye oturtup bir bacağını diğerinin üzerine attırdı. Küçük bir çekiç ile dizine hafifçe vurdu. Bacağı istemsiz bir şekilde yukarı fırladı ve kız yine kahkaha attı. Doktor endişeli bir şekilde bakıyor, soru soruyor ama kız gülmesini sonlandırıp cevap veremiyordu. Doktor tereddüt içindeydi. Ağabey müdahale etmek zorunda kaldı. "Doktor Bey, kardeşimin hiçbir rahatsızlığı yok, puanına bakın yüksek bir puanı var." dedi. Doktor raporu verdi ama yüzünde "Doğru mu yaptım acaba?" ifadesi vardı.

Oradan çıkıp, KBB muayenehanesi aradılar. İki tane buldular ama ikisi de kapalıydı. Genç kız bu sefer de ağlamaya başladı. Ağabeyi "Dur ağlama, bir okula gidelim bakalım." dedi. Okula vardılar, kayıt için sadece Halil Bey kalmıştı. Bütün evrakları verdiler, sağlık raporunun eksik olduğunu söylediler. "Hay Allah!" dedi Halil Bey, "Neden son güne bıraktınız, bir eksik bile varsa kayıt yapmamamız için emir var. Ne yapayım ben şimdi, çok da yüksek bir puanla yerleşmiş." Ayağa kalktı, başını ellerinin arasına aldı ve bir o tarafa bir bu tarafa yürümeye başladı. Bir yandan da sesli düşünüyor, "Ben bu kızın geleceği ile oynayamam ki!" diyordu. Birden durdu, "Tamam!" dedi, tekrar masasına oturdu ve konuşmaya devam etti:

"Şimdi ben, hepsi tamam gibi kaydı yapacağım. Dosyayı evime götüreceğim. Siz bayramdan sonra ilk gün memleketinizden KBB raporunu alıp bana göndereceksiniz. Ben, evde raporu dosyaya ekleyip kimse görmeden yerine koyacağım."

Kız kendini tutamayıp, koştu ve Halil Bey’e sarıldı, teşekkür etti. O da "Hadi bakalım şimdilik hayırlı olsun kızım, inşallah her şey yolunda gider." dedi. Uçuyordu genç kız, çocukluğundan beri olmak istediği öğretmenlik mesleğinin ilk adımını atmıştı.

Kitap fuarı, bir öğretmen yazarın imza günü var. Kitabının adı "Öğretmen Türküsü". Yöresel bir gazeteci yaklaştı, “Hocam, haber yapmak istiyorum, kitabınız hakkında kısa bir bilgi verir misiniz? " dedi. Yazar gülümseyerek;

"Kitabım, çok severek çalıştığım otuz yılımın özeti. Anılarımı öyküleştirdim, hepsi tamamen gerçek."

"Teşekkürler hocam." dedi gazeteci.

Yüzünde yaşanmışlıkların derin izlerini taşıyan bir tebessüm ile uzaklara daldı ve mırıltı halinde şunları söyledi yazar:

"Halil Hocam, bir yerlerden beni gördüğünüzü biliyorum. Sanki ağabeyimle birlikte gülümseyerek beni izliyorsunuz...

Şu an burada olmamın, sayenizde olduğunu unutmadım. O gün, inisiyatifinizi kullanarak kaydımı yapmanız, onlarca hayata dokunmamı sağladı. O kadar severek yaptım ki mesleğimi, yeniden dünyaya gelsem yine öğretmen olurum. Saygı ve minnetle ellerinizden öpüyorum. Mekânınız cennet olsun."

            

        


İlginizi Çekebilir

Ayasofya

Sonay SALMAN

Hayalçe

Aylin KAYA USTAMEHMETOĞLU